Politika

  • 27 Şub

    Çalkantılar Çağı – Yeni Dünyada Maceralar

    Alan Greenspan

    Bu kitap BOYNER YAYINLARI tarafından Türbülans Cağı adıyla yayınlanmıştır.

    11 Eylül 2001 günü, beni İsviçre’den Washington’a geri götürecek uçak havalanmıştı. Çok olmamıştı ki, gizli ajan Bob yanıma yaklaştı ve kulağıma “Sayın başkan, uçağın pilotu sizi kokpit’e davet ediyor. Dünya Ticaret Merkezi (DTM) kulelerine iki uçak çarpmış” dedi. Kaptandan, DTM’ye iki, Pentagon’a bir uçağın çarptığını ve bir diğerinin de kayıp olduğunu; Amerikan hava sahasının tamamen kapandığını ve Zürih’e geri döneceğimizi öğrendim.

    Dönüş yolunda telefonlar kilitlendi, zaten bilgi verebilecek herkes başka uçaklara binmişti bile. Pencereden dışarı bakarken bu eylemlerin daha büyük bir planın parçası olabileceği düşündüm. Merkez Bankası’ndaki durumu merak ettim. Pearl Harbor’dan beri Amerikan toprağında gerçekleşen ilk saldırının etkileri ülkeyi karmaşaya sürükleyebilirdi. Odaklanmam gereken konu, işin ekonomi tarafıydı.

    Merkez Bankası (MB) olarak, Amerikan ekonomisini felç etmek için ödeme sistemlerini devre dışı bırakmanın yeterli olacağı görüşündeydik. Bankalar umutsuzca fiziksel para transferlerine yüklenmeye mecbur kalır, iş dünyası takas (barter) anlaşmaları ve borçlanmaya başvururdu. Haliyle, ülkenin ekonomik faaliyetleri anında yerinde saymaya başlardı.

    ABD MB’sı, olası bir saldırı anında para akışını sağlayan iletişim ve bilgisayar altyapısının yedeklerini ülkenin dört bir yanına dağıttığında soğuk savaş yıllarıydı. Böylece radyasyondan etkilenmemiş yerlerde sistem kısa sürede tekrar faal hale gelebilirdi. 11 Eylül günü de Merkez Bankası başkan yardımcısı Roger Ferguson aynen bu sistemi devreye soktu.

    Saldırıların ekonomik sistemi doğrudan hedef almadığı, bunun daha çok “Kapitalist Amerika”ya karşı yapılan hain bir saldırı olduğu fikri ağır bassa da endişelerim vardı. Amerika gibi gelişmiş bir ekonomiye sahip ülkelerde insanların daima iletişim halinde olması, mal ve hizmet alıp-satması gerekir. İşgücü dağılımı öyle ince hesaplanmıştır ki, herkes yaşamını sürdürebilmek için iş hacminin varlığına muhtaçtır. Bireylerin ekonomiden çekilmeleri çığ etkisi yaratabilirdi. Ekonomik devinim ciddi şekilde yavaşlayabilir, sıkıntılar katlanabilirdi.

  • 26 Şub

    Geleceğin Kısa Tarihi

    Jacques Attali

    Tarih boyunca üç ana unsur dünyayı yönetmiştir. Bunlar bazen tek başlarına, bazen birbirlerini tamamlayan unsurlar olarak hep tarih sahnesinde yer almışlardır. İç huzurun mimarı ve geleceğin planlayıcısı din, tarih boyunca her devirde değişik modeller halinde sahnede olmuştur. Önceleri yaşamı sürdürmek için avcılık vardı. Sonra kendini korumak, yakın ve uzak çevrede hakimiyet sağlamak için güç (ordu) kullanılmıştır. Nihayet, sahip olma içgüdüsünün vazgeçilmez unsuru ticaret (tacirler) gücün kullanılamayacağı yerlerde varlıklarını hissettirmişlerdir.

    İnsanlar, dünya üzerinde varlıklarını hissettirmeye başlamaları ile beraber düşünce gücü ile farklılıklarını belli etmişlerdir. İnsanların gelişmesini sağlayan en önemli unsur, edindikleri tecrübeleri bir sonraki nesillere aktarabilme meziyetleridir. İnsanları diğer canlılardan ayırıp düşünce ve yaratıcılık özelliklerinin ortaya çıkmasını sağlayan gücü edindikleri tecrübe ve bilgi birikimlerini gelecek nesillere aktarabilmesidir. Böylece, insanlar geçen iki milyon yıllık tarihleri içinde yaşamlarını geleceğe taşımayı öğrendiler. İnsanoğlunun yaşam süresi arttıkça edindiği tecrübeler fazlalaşmış ve aktarılacak bilgiler çoğalmıştır. Yaşam süresinin uzaması insanları günü birlik yaşamdan kopararak geleceğe dönük yatırım yapmağa yöneltmiştir. İleriye dönük yatırım beraberinde üretimi getirmiştir. Üretimin artması ticaretin ilkel hali olan takası yaratmıştır. Takasla çelişmeğe başlayan sahip olma duygusu, (güç)ün yardımıyla sahip olunan mallar arasına insanın da girmesine neden olmuş ve kölelik doğmuştur.

    Hayvancılık insanın ana besin kaynağı iken şuurlu bitkisel üretime geçilmesi, insanı göçebelikten toprağa bağlı yaşamaya yöneltmiş ve toplulukların doğmasına yol açmıştır. Sabit yaşamaya başlayan insan sahip olmaya çalıştığı varlıklarını korumak için güçlü olmak zorunda kalmıştır. Artık güç, tarih içindeki yerini almıştır. Gücün kullanılması özgürlük fikrini doğurmuştur.

    Günümüzden tahminen 5000 yıl önce yazının bulunması ile tarih tamamen yön değiştirmiştir. Artık birikimler, nesilden nesile eksiksiz aktarılmaktadır. M.Ö.1364’de Mısır’da tek tanrı fikrinin doğduğu görülmektedir. M.Ö.1290 da Hitit’lerle beraber imparatorluk fikri yayılmaya başlamaktadır. Artık tarih sahnesinde daha fazla güç (kuvvetli ordu), daha çok kölelik ve daha geniş topraklar fikrinin hakimiyeti başlamıştır.

    Büyük göç dünyada kültür paylaşımının başlamasına neden olmuştur. Göçlerle gelenler yeni yaşam bölgeleri yaratırken, beraberlerinde getirdikleri fikir ve kültürü diğer toplumlarla paylaşmaya başlamışlardır. Bu paylaşım takas şeklindeki alışverişten ticarete dönüşürken taşımacılık önem kazanmış; yol, liman ve konaklama gereksinimleri ortaya çıkmıştır. Açık birer hedef olan liman, yol ve diğer unsurların korunması mevcut gücün daha da organize edilerek kuvvetlendirilmesini gerektirmiştir. Güç artık dünya eksenindeki yerini almaktadır. Zira mal varlığı ve zenginliğin korunması ona bağlıdır.

  • 25 Şub

    Tanrılara Rağmen Hindistan’ın Olağandışı Yükselişi

    Edward Luce

    Çok uzun sürdü ama sonunda, 1990’lı yılların sonlarında Hindistan’da A ile B noktaları arasında katır hızını geçmeye olanak veren yollar inşa edilmeye başlandı. O zamana kadar ülkeyi dikey olarak ikiye bölen GT Yolu kayda değer tek yoldu. İlk olarak orta çağ sonlarında Mughal hanedanı tarafından inşa ettirilen, 19.yy’da İngilizler tarafından geliştirilen ve sadece 1947’de ilan edilen bağımsızlıktan sonra asfaltla tanışan bu yol gidiş-geliş tek şeritli olduğundan saatte 50 km’yi aşmak neredeyse imkansız. İşte bu nedenle çift şeritli bölünmüş yol fikri Hintliler arasında heyecan uyandırmakta. 2006’ya gelindiğinde ülkenin en büyük 4 şehrini birbirine bağlayan 5000 km’lik ‘Golden Quadrilateral’ otoyolu ile ortalama hız saatte 100 km’ye ulaştı.

    Bu otoyol, Hindistan’ın dörtnala giden ekonomisini gözlemlemek için en uygun yerlerden biri. İthalat sınırlamalarının gevşemeye başladığı 1990’ların başında görebileceğiniz otomobil markası sayısı 7’yi geçmezdi. Şimdiyse saymakta zorlanıyorum; Toyota, Mercedes, Ford, Volkswagen ve diğerleri. Yol kenarındaki reklam panolarında cep telefonu ve lüks villa ilanlarına rastlanır oldu. Evet, kırsal Hindistan’da bazı bölgeler modernleşme sürecine girdi ama bu okyanusta birkaç küçük adacık gibi. Erken 21.yy Hint ekonomisinin en belirleyici özelliği ise bu bitmek bilmez tezatlarda yatıyor: uçsuz bucaksız tarlaların ortasında gittikçe büyüyen modern hizmet sektörü.

  • 22 Şub

    İkinci Şans

    Zbigniew Brzezinski

    Tarihsel anlamda 15 yıl çok kısa bir süredir fakat yaşadığımız dönemde zaman inanılmaz bir hızla ilerler hale gelmiştir. İşte bu nedenle Amerika’nın 1990’larda dünyanın tek süper gücü olarak ortaya çıktığından günümüze kadar olan dönem hakkında stratejik bir değerlendirme yapmak için erken değildir. Tarih boyunca tek bir güç hiçbir zaman bu kadar baskın olmamıştır. İşte bu nedenle Amerika’nın uluslararası liderlik görevini sorumlu ve etkin bir şekilde gerçekleştirip gerçekleştirmediği önemli bir sorudur. Sadece Amerikanın değil dünyanın güvenliği ve refahı için…

    ABD’nin ulusal güvenliğini korumak dışında dünyanın en güçlü ülkesi olarak öne çıkması Washington yönetiminin 3 temel görev benimsemesini zorunlu kılmıştır:

    Jeopolitik dengelerin sürekli değiştiği bir dünyada merkezi güç ilişkilerini idare etmek, yönlendirmek ve şekillendirmekle birlikte işbirliğinin daha güçlü olduğu küresel bir sistem yaratmak için duyulan isteği ulusal düzeyde yoğunlaştırmak.

  • 18 Şub

    Yoksulluğun Sonu

    Jeffrey D. Sachs

    Açlık, hastalık ve harcanmış yaşamlar, Dünyadaki aşırı yoksulluğun eseridir. Prof. Sachs’a göre, bu sorunların çözülmesi olanaksız değil. İnsan gücüyle sermayeyi, zengin Dünyanın stratejik planlarıyla fakir Dünyayı birleştirmek üzere, yeni bir gelişim stratejisini harmanlayan bir denklem yaratmak mümkün. Prof. Sachs gibi tutkulu bir insanı tanıdığım için çok şanslıyım. Kendini ifade edişi zaman zaman biraz sıra dışı gelse de, anlattığı her şey çok mantıklıdır ve daima yerli yerine oturur. Sorunlara yaratıcı çözümler sunan Sachs, gelişmekte olan ülkelerdeki sorunların üstesinden gelinebileceğinin farkındadır. Zaten, özünde yaşamın kendisini yansıtan istatistiklere, yeniden hayat katan bir iktisatçıdır. Rakamların ve raporların ötesinde bir insan unsuru olduğunu asla unutturmaz. Bize şuursuzluğun, yani önlenebilir veya tedavi edilebilir hastalıklar nedeniyle her gün ölen 15 bin Afrikalının ne anlama geldiğini hatırlatır. Sadece bu rakam bile, dünyadaki pek çok kişinin sıkı sıkıya bağlı olduğunu düşündüğü “eşitlik” kavramını alaşağı eder. Afrika’da yaşananlar, inancımızı sarsmaya ve bu kavrama ne kadar bağlı olduğumuzu sorgulamaya yeter. Çünkü, kendimize karşı biraz dürüst olabilsek, böyle bir felaketin her gün yaşanmasına izin vermezdik. Düşünün, tüm bir kıta kan ağlıyor. Kalbimizin derinliklerinde Afrika’daki insanların hayatlarının bizimkiyle eşit olduğuna samimi şekilde inansaydık, hepimiz daha fazlasını yapıyor olurduk. Bu çok rahatsız edici, ama somut bir gerçektir.

    By admin Ekonomi Politika
  • 14 Şub

    Duygunun Jeopolitiği

    Dominique Moisi

    Duygunun Jeopolitiği sözcüklerini ilk duyduğumuzda bir an duraksayıp düşünmemek imkânsız. Çok sık karşılaştığımız bir deyim hatta bir kavram değil. Üzerinde ciddi olarak düşünmeyi gerektiriyor.
    Dominique Moisi Jeopolitik ve Uluslararası ilişkiler konusunda ( özellikle orta doğu ülkeleri üzerinde ) son derece uzman bir yazar.
    Başta Harvard olmak üzere pek çok prestijli üniversite’de ders verir iken, diğer taraftan Financial Times, Newyork Times, Die Welt gibi gazetelerde makaleleri çıkıyor.
    Moisi’nin bu kitabını bana Sayın Mehmet Ali Bayar kardeşim tanıttı.
    Bir taraftan politika yapar iken, bir taraftan da vakit bulup okumak çok zordur. Ama okumayan kişilerden de ancak mevsimlik politikacılar çıkar.
    Sevgili Mehmet Ali bunun istisnalarından, kime çekmiş demeyin nede olsa manevi BABA’larımız aynı.
    “Korku, Aşağılanmışlık ve umut kültürleri dünyayı nasıl yeniden şekillendiriyor” D.M.
    Hiç öyle sürat ile okunup kenara bırakılacak cinsten bir kitap değil.
    Okumakta yetmiyor ayrıca üzerinde ciddi ciddi düşünmek gerek.

    En içten Sevgi ve Saygılarımla

    By admin Politika
  • 13 Şub

    Batının Sonu

    Martin Jacques

    MUHAFIZ DEĞİŞİMİ

    1945’ten bu yana dünyanın dominant gücü Amerika olmuştur. İngiltere’nin sanayi devriminden itibaren Avrupa’nın elinde olan bu üstünlük iki savaştan sonra el değiştirmiştir.

    Şimdi, henüz bebeklik döneminde olan ve dünyayı değiştirmesi beklenen tarihi bir sürece tanıklık ediyoruz. Batı tanımı altında toplanan gelişmiş dünya (Amerika, Kanada, Batı Avrupa, Avustralya, Yeni Zelanda ve Japonya), gelişen dünya tarafından kızağa çekiliyor. Elbette en ileri gelişen ülkenin bile daha çok uzun zaman gelişmiş ülkelerin ekonomik ve teknolojik seviyesine ulaşması beklenemez fakat bunların toplam nüfusları dünya nüfusunun büyük çoğunluğunu oluşturduğundan ve ekonomik büyüme hızları gelişmiş dünyadan daha yüksek olduğundan, yükselişleri de küresel ekonomik güç dengesinde belirgin bir kayma yaratmaktadır.

  • 11 Şub

    Umutlar ve Olasılıklar

    Noam Chomsky

    Çeşitlilik temel ilkemiz olmasına rağmen Dünya’nın ekonomik geleceği (Dolayısı ile de politik geleceği) birinci temel konumuz olmaya devam ediyor.

    Bizleri ve çocuklarımızı nasıl bir gelecek bekliyor. Hindistan ve Çin ile ilgili bu güne kadar en değerli kitapları sizler ile paylaştık. Ama yine çok net bir şekilde görülüyor ki, ABD’nin önümüzdeki 10 yıllarda nereye gideceği bilinmeden Dünya’nın geleceği hakkında sağlıklı bir sonuca varmak çok zor.

    Bu kez size sunduğumuz özet Naom Chomsky’nin “Umutlar ve Olasılıklar” isimli kitabı. Chomsky başta Mit olmak üzere Dünya’nın pek çok ünlü üniversitelerinde hocalık yapmış ve çeşitli ödüller almış ciddi bir ABD politikaları uzmanı. Kitabı yayınlandıktan sonra hiçbir satırı tekzip edilmedi.

    Dünya’nın ekseninin kaymakta olduğunu ve ABD’nin Dünya üzerindeki Süper Power özelliğini yaptığı yönetici hataları yüzünden er ve geç kaybedeceğini düşünüyor.
    Sizlere 2011 yılı içerisinde bir ABD uzmanından (George Friedman) daha pozitif ve ABD’nin en az 100 yıl daha gücünü yitirmeyeceğini iddia eden bir kitap özetini sunmaya gayret edeceğiz.

    Yılsonuna geldik. Bu vesileyle yeni yılın size ve tüm sevdiklerinize sağlık ve mutluluklar getirmesini diliyorum.

    En içten Sevgi ve Saygılarımla,
    UĞUR YÜCE

  • 10 Şub

    Dev Satranç Tahtası

    Zbigniew K. Brzezinski

    Kıtaların beş yüz küsur yıl önce politik etkileşime girmesinden bu yana, Avrasya dünya gücünün merkezi olmuştur. Avrasya halkları – genellikle Batı Avrupa kanadındakiler – güç sahibi olmanın verdiği haklarla dünyanın öteki bölgelerine nüfuz etmiş ve egemenlik kurmuştur.

    20. yüzyılın son on yılında dünya dengelerinde bir kayma görülmüştür. İlk kez Avrasya’dan olmayan bir güç, Avrasya’nın güç ilişkilerinde yalnızca baş hakem olarak değil, aynı zamanda dünyanın süper gücü olarak ortaya çıkmıştır. Sovyetler Birliği’nin parçalanması Amerika’nın tek ve gerçekten global güce ulaşmasında son adım olmuştur.

    Ancak Avrasya jeopolitik önemini korumaktadır. Dünyanın ekonomik ve siyasi gücünün kayda değer bölümünü hala elinde tutan batı kanadı yani Avrupa kadar, doğu kanadı yani Asya da ekonomik büyümenin ve siyasi etkinliğin önemli bir merkezi haline gelmiştir. Hitler ve Stalin’in açıkça ifade ettiği gibi “Avrasya’ya hükmeden, dünyaya hükmeder”. Dolayısıyla Avrasya, üzerinde global birincilik mücadelesi oynanan bir satranç tahtasıdır ve bu mücadele jeopolitik çıkarların stratejik yönetimini gerektirir.

    Amerikan dış politikası Avrasya üzerindeki etkisini kullanmalıdır ki istikrarlı bir denge yaratılsın, siyasi hakem de Amerika olsun. Amerika’nın nihai amacı iyi niyetli ve vizyoner olmalıdır: uzun vadeli eğilimlere ve insanlığın temel çıkarlarına paralel ve gerçek işbirliği içinde bir global toplum oluşturmak. Fakat bu arada Avrasya’ya hükmedecek ve Amerika’ya kafa tutacak bir rakip çıkmaması da şarttır. Bu kitabın amacı da kapsamlı ve entegre bir Avrasya stratejisinin formülasyonudur.

  • 09 Şub

    Gün Batımı

    Peter G. Peterson

    Dünyanın en büyük en zengin ekonomilerinin geleceğinin önünü tıkayan devasa bir buzdağı var: Global yaşlanma. Bu buzdağının görünen kısmında yaşlı sayısının olağanüstü oranda artması ve genç sayısının azalması var. Gözle görünmeyen kısmında ise henüz vahameti anlaşılmamış olan bu demografik transformasyonun getireceği ekonomik ve sosyal yük yatıyor. Öyle bir yük ki vaktinde önlem alınmazsa Amerika dahil en büyük güçleri iflasa sürükleyebilir.

    Global yaşlanmanın maliyeti bütün imkanlarımızın, hatta dünyanın tüm varlıklı ülkelerinin kolektif imkanlarının ötesinde olacak. Bu durumu bu ülkelerin liderleri de pekala biliyor. Fakat şimdiye kadarki tepkileri harekete geçmek değil, felce uğramış gibi sessiz kalmak oldu. Hemen hiçbir ülke hazırlık yapmıyor. Hiçbir ülke hiçbir şey yapmıyor.

    Yapılması gereken reformların önünde şu engel var: liderler ne yapılması gerektiğini biliyorlar fakat seçmenlerini ürkütmek istemiyorlar. Oysa bu gidişle sosyal güvenlik harcamaları tüm devlet gelirlerinin üstüne çıkacak.

    Vaktiyle bir bilge kişi “hayatın gerçek trajedisi herkesin kendine göre bir nedeni olmasıdır” demiş. Politikacılar da buna dahil. Emeklilik haklarında bir kesintiye veya değişikliğe girişirlerse seçmenlerini yitirmekten korkuyorlar. Yaşanan anda ortaya çıkan acil problemlere çözüm bulmak için tüm imkanları seferber etmek, gelecekteki bir sorun için şimdiden önlem almaktan daha kolay geliyor onlara. Tam bir kurbağa gibi davranıyoruz. Kurbağa kaynar suya düşerse anında dışarı fırlar. Oysa soğuksuya düşen kurbağa yavaş yavaş ısınan suda sakin sakin yüzer: ta ki pişinceye kadar.

    By admin Politika
1 2 3 4 5 6